Articles
Clinical Significance of Heterogeneous Vancomycin Intermediate Staphylococcus aureus in Pediatric Methicillin-Resistant Staphylococcus aureus Infections: A Retrospective Study
Pediyatrik Metisiline Dirençli Staphylococcus aureus Enfeksiyonlarında Heterojen Vankomisin Orta Duyarlı Staphylococcus aureus’un Klinik Önemi: Retrospektif Bir Çalışma
Giriş: Metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) morbidite ve mortalitesi nedeniyle hastane kaynaklı önemli bir enfeksiyon etkenidir. Glikopeptid antibiyotiklerin, özellikle vankomisinin, kullanıma girmesiyle her ne kadar başarılı sonuçlar elde edilse de zamanla vankomisine karşı duyarlılığın azalması, tedavi başarısızlığına ilişkin endişeleri artırmıştır. Bu çalışma, pediyatrik olgularda metisiline dirençli izolatların, heterojen vankomisin orta duyarlı S. aureus (hVISA) ve vankomisin orta duyarlı S. aureus (VISA) sıklığını ileri mikrobiyolojik yöntemler kullanarak belirlemeyi ve bu fenotiplerin klinik önemini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Gereç ve Yöntemler: Tersiyer bir merkezde retrospektif olarak yürütü len bu çalışmada, 2001–2016 yılları arasında kan ve diğer vücut sıvısı kültürlerinde MRSA saptanan pediyatrik hastalar değerlendirildi. MRSA tespit edilen hastalara ait saklanan izolatlarda hVISA ve VISA varlığı, E-test makrometodu ve popülasyon analizi profili–eğri altındaki alan (PAP-AUC) yöntemleri kullanılarak araştırıldı. Hastalar; demografik özel likler, komorbid hastalıklar, enfeksiyonun primer odağı, vankomisin mi nimum inhibitör konsantrasyonu (MİK), laboratuvar bulguları, hastanede kalış süresi ve tedavi başarısızlığı gibi parametreler açısından incelendi. Tedavi başarısızlığı; yedinci günde ateşin devam etmesi ve kültürlerde üremenin sürmesi, enflamatuvar belirteçlerde düşüş izlenmemesi, tekrarlayan pozitif kültürlerin varlığı ve mortalite olarak tanımlandı. Hastalar iki gruba ayrılarak, MRSA ve hVISA/VISA grupları arasında klinik özellikler açısından anlamlı fark olup olmadığı değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 68 çocuğun 15 (%22)’inde hVISA sap tandı; VISA tespit edilmedi. Bakteriyemi, pnömoni ve yumuşak doku en feksiyonları hVISA grubunda en sık görülen enfeksiyonlardı. Vankomisin MİK değerleri, hVISA grubunda anlamlı biçimde daha yüksekti (p< 0.01). Hastanede kalış süresi hVISA grubunda daha uzun olsa da istatistiksel olarak anlamlı değildi. Vankomisin tedavi başarısızlığı hVISA vakalarında %60 oranında gözlendi. Heterojen VISA grubunda dokuz hastada tekrar layan üremeler devam etmiş, dört hasta ilk 28 günde kaybedilmiştir.
Sonuç: Günümüzde vankomisinin MRSA enfeksiyon tedavisinde sık kullanılması sonucunda, direnç olgularıyla karşılaşılmaya başlanmıştır. Vankomisin kullanımında tedaviye yeterli yanıt alınamadığı durumlarda direnç gelişiminin öncülü olarak kabul edilebilecek hVISA/VISA tarama ları yapılmalıdır. Her ne kadar pahalı ve zahmetli bir test de olsa PAP-AUC yöntemi, hVISA/ VISA suşlarının saptanmasında en hassas yöntem olma ya devam etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Vankomisin-orta duyarlı staphylococcus aureus, vankomisin tedavi başarısızlığı, glikopeptid direnci
Objective: Methicillin-resistant Staphylococcus aureus (MRSA) is a significant hospital-acquired infection due to its morbidity and mortality. Although successful results have been achieved with the introduction of glycopeptide antibiotics, particularly vancomycin, the decrease in vancomycin susceptibility over time has increased concerns about treatment failure. This study aims to determine the frequency of methicillin-resistant isolates, heterogeneous vancomycin intermediate S. aureus (hVISA), and vancomycin-intermediate S. aureus (VISA) in pediatric cases using advanced microbiological methods and to evaluate the clinical significance of these phenotypes.
Material and Methods: In this retrospective study conducted at a tertiary center, pediatric patients with MRSA detected in blood and other body fluid cultures between 2001 and 2016 were evaluated. The presence of hVISA and VISA in stored isolates from patients diagnosed with MRSA was investigated using the E-test macromethod and population analysis profile–area under the curve (PAP-AUC) methods. Patients were examined in terms of parameters such as demographic characteristics, comorbid diseases, primary focus of infection, vancomycin minimum inhibitory concentration (MIC), laboratory findings, length of hospital stay, and treatment failure. Treatment failure was defined as the persistence of fever and continued growth in cultures on the seventh day, no decrease in inflammatory markers, the presence of recurrent positive cultures, and mortality. Patients were divided into two groups, and whether there were significant differences in clinical characteristics between the MRSA and hVISA/VISA groups was evaluated.
Results: Heterogeneous VISA was detected in 15 of the 68 children in cluded in the study (22%); VISA was not detected. Bacteremia, pneumo nia, and soft tissue infections were the most common infections in the hVISA group. Vancomycin MIC values were significantly higher in the hVI SA group (p< 0.01). Although hospital stay was longer in the hVISA group, it was not statistically significant. Vancomycin treatment failure was ob served in 60% of hVISA cases. In the hVISA group, recurrent growth con tinued in nine patients, and four patients died in the first 28 days.
Conclusion: Currently, due to the frequent use of vancomycin in the treatment of MRSA infections, resistance cases have begun to be en countered. In cases where adequate response to vancomycin treatment is not obtained, hVISA/VISA screenings should be performed, as they can be considered a precursor to resistance development. Although it is an expensive and laborious test, the PAP-AUC method remains the most sensitive method for detecting hVISA/VISA strains.
Keywords: Vancomycin-intermediate staphylococcus aureus, vancomycin treatment failure, glycopeptide resistance
Giriş: Kızamık, solunum yoluyla bulaşan, ateş, öksürük, konjonktivit ve döküntüyle seyreden akut viral bir hastalıktır. Duyarlı bireylerde atak hızı %90 olup bulaştırıcılık, döküntü başlangıcından dört gün öncesi ile sonrası arasında gerçekleşir. Hastanelerde yüksek maliyetli kızamık salgınları bildirilmiştir. Bu çalışmada, döküntü başlamadan önce hastaneye yatırılan bir indeks kızamık olgusuyla temas eden kişilerde alınan kontrol önlemleri ve bunların maliyetlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Genel pediyatri servisine bronşiolit nedeniyle yatı rılan 17 aylık hastanın yatışından bir gün sonra, döküntülerin başlaması üzerine kızamık serolojisi gönderilmiştir. Hastanemizde negatif basınç lı oda bulunmadığı için hasta normal bir odada izole edilmiştir. İki gün sonra kızamık IgM pozitif olarak sonuçlanmıştır. Hastanın çocuk acil ser viste ve genel pediyatri servisinde yatışı süresince temas ettiği hastalar, refakatçiler ve sağlık çalışanlarının listesi hazırlanmıştır. Temaslılar, hasta ne Enfeksiyon Kontrol Komitesine ve İzmir İl Halk Sağlığı Hizmetleri Baş kanlığına bildirilmiştir. Temas sonrası profilaksi (TSP) için Sağlık Bakanlığı Kızamık Eliminasyon Programı ve Amerikan Pediyatri Akademisinin öne rileri temel alınmıştır. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada indeks kızamık vakasıyla temas eden kişilerin sayısı, uygulanan TSP yöntemi, aşılama veya immünoglobulin dozları ve maliyetleri değerlendirilmiştir.
Bulgular: Toplam 125 temaslı hasta ve 58 sağlık çalışanı tespit edilmiştir. Temaslı hastalardan 17’sinin hastanede yatışı devam etmekteydi. İntra venöz immünoglobülin (IVIG) üç temaslı hastaya uygulanmıştır. Temaslı hastalara uygulanan IVIG’in toplam maliyeti 94.494 TL (2.999 $) olarak hesaplanmıştır. Refakatçilerden iki anneye gebelikleri nedeniyle IVIG tedavisi verilmiştir. Refakatçilere yönelik yatış ve IVIG tedavilerinin toplam maliyeti 225.321 TL (7.153 $) olarak hesaplanmıştır. Üç hastaya, dokuz refakatçiye aşı uygulanmıştır. Temaslı sağlık çalışanlarından 47’sinden kı zamık serolojisi istenmiş, sonuçlar beklenmeden 37 kişiye kızamık aşısı uygulanmıştır. Serolojik tetkiklerin toplam maliyeti 1.932 TL (61 $) olarak belirlenmiştir.
Sonuç: Sağlık kuruluşlarında kızamık bulaşının önlenmesi yüksek mali yetlere yol açabilmektedir. Kızamık şüphesi bulunan hastalar, negatif ba sınçlı izolasyon odalarında izlenmelidir. Başta çocuk sağlığı ve hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları ve acil servis çalışanları olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının, kızamık gibi çocukluk çağının bulaşıcı hastalıklarına karşı aşılamaları tam olmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Kızamık, solunum izolasyonu, temas sonrası profilak si, aşı, intravenöz immünoglobülin
Objective: Measles is an acute viral disease transmitted via the respira tory route and characterized by fever, cough, conjunctivitis, and rash. The attack rate among susceptible individuals is 90%, and infectivity oc curs from 4 days before to 4 days after the onset of rash. High-cost mea sles outbreaks have been reported in hospitals. This study aimed to eval uate the control measures taken and their costs in individuals exposed to an index measles case who was hospitalized before the onset of rash.
Material and Methods: Measles serology was sent for a 17-month old patient who was hospitalized in the general pediatrics ward with a diagnosis of bronchiolitis after the onset of rash one day following admission. As there was no negative-pressure room in our hospital, the patient was isolated in a standard room. Two days later, measles IgM tested positive. A list was prepared of patients, caregivers, and healthcare workers who had contact with the patient during his stay in the pediatric emergency department and the general pediatrics ward. The contacts were reported to the hospital Infection Control Committee and the İzmir Provincial Health Directorate. Post-exposure prophylaxis (PEP) was implemented based on the recommendations of the Ministry of Health Measles Elimination Program and the American Academy of Pediatrics. In this retrospectively planned study, the number of individuals exposed to the index case, the type of PEP applied, vaccination or immunoglobulin doses, and their costs were evaluated.
Results: A total of 125 patient contacts and 58 healthcare workers were identified. Seventeen of the exposed patients were still hospitalized. Intravenous immunoglobulin (IVIG) was administered to 3 exposed pa tients. The total cost of IVIG administered to exposed patients was cal culated as 94.494 TL (2.999$). Two caregiver mothers received IVIG due to pregnancy. The total cost of hospitalization and IVIG for caregivers was calculated as 225.321 TL (7.153$). Three patients and 9 caregivers were vaccinated. Measles serology was requested from 47 exposed healthcare workers, and 37 of them were vaccinated before results were available. The total cost of serological tests was 1.932 TL (61$).
Conclusion: Preventing measles transmission in healthcare facilities can lead to substantial costs. Patients with suspected measles should be monitored in negative-pressure isolation rooms. All healthcare workers, especially those in pediatrics, infectious diseases, and emergency depart ments, should be fully immunized against measles and other childhood infectious diseases.
Keywords: Measles, respiratory isolation, post-exposure prophylaxis, vaccination, intravenous immunoglobulin
Giriş: Bağışıklama, her yıl milyonlarca ölümü engelleyen en maliyet etkin sağlık müdahalelerinden biridir. Ancak son yıllarda dünya genelinde ve Türkiye’de aşı kararsızlığı ile aşı reddi vakalarında belirgin bir artış gözlenmektedir. Bu çalışma, geleceğin hekimleri olan tıp fakültesi öğrencilerinin aşılara yönelik tutumlarını, bilgi düzeylerini ve bu tutumları etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Araştırma, 2025 yılında Türkiye’deki farklı üniversi telerde öğrenim gören 150 tıp fakültesi öğrencisi ile yürütülen tanımlayı cı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler, sosyodemografik soru formu ve aşıya ilişkin tutumlar ölçeği kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analiz lerde t-testi, Analysis of Variance, Kruskal-Wallis ve korelasyon analizleri kullanılmıştır.
Bulgular: Katılımcıların %68’i kadın, %32’si erkektir ve yaş ortalaması 21.45 ± 2.31’dir. Öğrencilerin aşı tutum puanı ortalaması 52.42 ± 8.15 (min: 14, maks: 70) olarak saptanmıştır. Devlet üniversitesi öğrencilerinin olumlu aşı tutum puanları, diğer üniversite öğrencilerine göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p< 0.01). Çalışmada anne eğitim düzeyi ve ailenin ekonomik durumu ile olumlu aşı tutumu arasında po zitif yönlü, anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p< 0.05). Sınıf düzeyi arttıkça, özellikle altıncı sınıf öğrencilerinde aşıya yönelik olumlu tutumun birinci sınıflara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı görülmüştür (p< 0.05). Katılımcıların %12.7’sinde aşı tereddüdü saptanmıştır.
Sonuç: Tıp fakültesi öğrencilerinin aşılara yönelik tutumları genel olarak olumludur. Eğitim süreci ilerledikçe ve klinik tecrübe arttıkça aşıya yöne lik güven ve olumlu tutumun pekiştiği görülmektedir. Bununla birlikte, sosyoekonomik faktörlerin ve aile eğitim düzeyinin aşı algısı üzerindeki etkisi devam etmektedir. Tıp eğitiminin erken yıllarından itibaren aşı gü venliği ve iletişimine yönelik kapsamlı eğitimlerin verilmesi, gelecekteki aşı kararsızlığı ile mücadelede kritik öneme sahiptir.
Anahtar Kelimeler: Aşı, tıp öğrencileri, aşı kararsızlığı, tutum, bağışık lama
Objective: Immunization is a global success story that saves millions of lives every year. However, vaccine hesitancy and refusal have become increasing phenomena worldwide and in Turkey in recent years. This study aims to evaluate the attitudes, knowledge levels, and perceptions of vaccine safety among medical students, as well as the sociodemo graphic factors influencing these attitudes.
Material and Methods: This descriptive and cross-sectional study was conducted in 2025 with 150 medical students from various universities in Turkey. Data were collected using a sociodemographic questionnaire and the vaccination attitudes scale. Statistical analyses included Student’s t-test, One-Way Analysis of Variance, Kruskal-Wallis, and correlation analysis.
Results: Of the participants, 68.0% were female and 32.0% were male, with a mean age of 21.45 ± 2.31 the mean total score of the vaccination attitudes scale was 52.42 ± 8.15 (min: 14, max: 70). students at the state university had significantly higher positive attitude scores than those at other universities (p= 0.001). A significant positive correlation was found between the mother’s education level (r= 0.482, p= 0.000), family eco nomic status (r= 0.314, p= 0.012), and vaccine attitude scores. Senior (6th grade) students exhibited significantly more positive attitudes com pared to first grade students (p< 0.05). Vaccine hesitancy was observed in 12.7% of the students.
Conclusion: Overall, medical students demonstrate a positive attitude toward vaccination. As students progress through their medical educa tion, especially during clinical years, their knowledge-based thoughts and trust-based attitudes toward vaccines strengthen. However, the persistence of vaccine hesitancy among a portion of future physicians highlights the need for continued emphasis on vaccine safety and effec tive communication in medical curricula.
Keywords: Vaccine, medical students, vaccine hesitancy, attitude, im munization
Experiences of Parents, Nurses, and Child Development Specialists in the Childhood Vaccination Process: A Content Analysis of Knowledge, Attitudes, and Support Mechanisms
Çocukluk Çağında Aşılama Sürecinde Ebeveynlerin, Hemşirelerin ve Çocuk Gelişimcilerin Deneyimleri: Bilgi, Tutum ve Destek Mekanizmalarının İçerik Analizi
Giriş: Bu çalışma, çocukluk çağı aşılama sürecinde ebeveynlerin, hemşirelerin ve çocuk gelişimcilerin deneyimlerini aşıya ilişkin bilgi kaynakları, tutumlar ve destek mekanizmaları bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır.
Gereç ve Yöntemler: Araştırma, nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülmüş ve veriler, çevrim içi ortamda açık uçlu sorulardan oluşan yazılı formlar aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle de ğerlendirilmiştir.
Bulgular: Bulgular, ebeveynlerin aşıya ilişkin başlıca kaygılarının aşı ların otizmle ilişkilendirilmesi, içeriği ve uzun dönem etkileri etrafında yoğunlaştığını göstermektedir. Ebeveynlerin bilgi kaynakları arasında aile hekimleri ve doktorlar ön planda yer alırken, sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının da bilgi sürecinde etkili olduğu belirlenmiştir. Hem şirelerin sunduğu bilgi ve destek genel olarak yeterli bulunmakla birlik te, bazı ebeveynler eksik veya tatmin edici olmayan yanıtlar aldıklarını ifade etmişlerdir. Çocuk gelişimcilerin ise bilimsel bilginin aktarımı ve ebeveynlerin kaygılarının ele alınmasında destekleyici bir rol üstlendiği görülmüştür.
Sonuç: Çalışma, çocukluk çağı aşılama sürecinin yalnızca tıbbi bir uy gulama değil; güven, iletişim ve çok paydaşlı destek mekanizmalarıyla şekillenen bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Aşı, ebeveyn tutumları, hemşireler, çocuk gelişim ciler, içerik analizi
Objective: This study aims to examine the experiences of parents, nurs es, and child development specialists during the childhood vaccination process, with a focus on information sources, attitudes, and support mechanisms.
Material and Methods: This qualitative study was conducted using an online data collection method. Data were obtained through open ended written forms and analyzed using content analysis.
Results: The findings indicate that parents’ primary concerns regard ing vaccination center on alleged associations with autism, vaccine components, and potential long-term effects. Physicians and family doctors were identified as the main sources of vaccine-related informa tion, while social media and mass media also played a significant role in shaping parental perceptions. Although the information and support provided by nurses were generally perceived as sufficient, some parents reported receiving incomplete or unsatisfactory responses. Child devel opment specialists were found to play a supportive role in conveying scientific information and addressing parental concerns related to child development.
Conclusion: The study demonstrates that childhood vaccination is not solely a medical practice but a process shaped by trust, communication, and multi-stakeholder support mechanisms.
Keywords: Vaccination, parental attitudes, nurses, child development specialists, content analysis
Giriş: Toplum kaynaklı pnömoni, çocuklarda morbiditenin önemli bir nedenidir ve okul çağındaki çocuklarda Mycoplasma pneumoniae va kaların önemli bir kısmından sorumludur. Çoğu enfeksiyon hafif sey rederken, akciğer dışı komplikasyonlar, özellikle soğuk aglütinin aracılı hemoliz, nadiren görülebilir. Bu çalışma, M. pneumoniae pnömonisi ile komplike olmuş soğuk aglütinin hastalığı olgularını tanımlamayı ve tanı sal yaklaşımları vurgulamayı amaçlamaktadır.
Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya, klinik ve radyolojik bulguları M. pneu moniae enfeksiyonu ile uyumlu olan dört pediyatrik hasta dahil edildi. Tanı, nazofarenks sürüntü örneklerinde polimeraz zincir reaksiyonu ile doğrulandı. Hastaların yatış ve takip dönemlerinde tam kan sayımları hemoglobin/hematokrit (Hb/Hct) alındı; Hb/Hct uyumsuzluğu saptanan olgularda soğuk aglütinin hastalığı için değerlendirme yapıldı. Ek olarak, periferik yayma, laktat dehidrogenaz, indirekt bilirubin ve direkt Coombs testi incelendi. Akciğer grafileri değerlendirildi; demografik, klinik, labo ratuvar, tedavi ve sonuç verileri kaydedildi.
Bulgular: Tüm hastalarda Hb/Hct uyumsuzluğu gözlendi ve üç olguda direkt Coombs testi pozitif bulundu. Isıtılmış tüpe alınan kan örnekle rinde hematokrit değerlerinde belirgin artış saptanarak soğuk aglütinin hemolizini destekledi. Eritrosit dışındaki kan hücre serileri normal sınır lardaydı. Hiçbir olgu hemoliz için özel tedavi veya transfüzyon gerektir medi; pnömoni tedavisi ve özellikle soğuktan kaçınma gibi destekleyici önlemler yeterli oldu.
Sonuç: Soğuk aglütinin hastalığı, M. pneumoniae enfeksiyonunda na dir fakat klinik açıdan önemli bir akciğer dışı komplikasyondur. Hb/Hct uyumsuzluğunun fark edilmesi ve ısıtılmış örnek analizi ile doğrulanma sı, doğru tanı koymayı ve gereksiz girişimlerden kaçınmayı sağlar. Klinik farkındalık, çocuklarda pnömoni ile birlikte görülen bu komplikasyonun zamanında tanınması ve uygun yönetim için kritik öneme sahiptir.
Anahtar Kelimeler: Anemi, otoimmün hemolitik, Mycoplasma pneumoniae, soğuk aglütinin hastalığı, kırmızı kan hücreleri
Objective: Community-acquired pneumonia is a major cause of morbidity in children, with Mycoplasma pneumoniae responsible for a substantial proportion of cases in school-aged children. Although most infections are mild, extrapulmonary complications, including cold agglutinin–mediated hemolysis, may occur. This study aimed to describe pediatric cases of M. pneumoniae pneumonia complicated by cold agglutinin disease and highlight diagnostic considerations.
Material and Methods: This case series included four pediatric patients hospitalized with clinical and radiological findings consistent with M. pneumoniae infection. Dignosis was confirmed by polymerase chain reaction on nasopharyngeal swab samples. Complete blood counts were obtained at admission and during follow-up, and hemoglobin/ hematocrit (Hb/Hct) mismatches prompted evaluation for cold agglutinin disease. Laboratory assessments included peripheral blood smears, lactate dehydrogenase, indirect bilirubin, and direct Coombs testing. Chest radiographs were reviewed, and demographic, clinical, laboratory, treatment, and outcome data were recorded.
Results: All patients exhibited Hb/Hct mismatch during hospitalization, and direct Coombs testing was positive in three cases. Hematocrit levels increased markedly when blood samples were analyzed using warmed tubes, supporting the presence of cold agglutinin–mediated hemolysis. Peripheral blood cell lines other than erythrocytes were within normal limits. No patient required transfusion or specific therapy for hemolysis; standard antimicrobial treatment and supportive measures, including avoidance of cold exposure, were sufficient.
Conclusion: Cold agglutinin disease is a rare but clinically relevant extrapulmonary complication of M. pneumoniae infection in children. Recognition of Hb/Hct mismatch and confirmation using warmed sample analysis can facilitate accurate diagnosis and prevent unnecessary interventions. Awareness of this entity is essential for timely identification, appropriate management, and avoidance of overtreatment in pediatric pneumonia cases.
Keywords: Anemia, autoimmune hemolytic, Mycoplasma pneumoniae, cold agglutinin disease, red blood cells
Giriş: Respiratuvar sinsityal virüs (RSV), dünya genelinde bebeklerde alt solunum yolu enfeksiyonlarının önde gelen nedenlerinden biridir ve en yüksek yük, düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir. RSVpreF aşısı ile maternal aşılama, transplasental antikor geçişi yoluyla bebekleri korumayı amaçlayan yeni bir önleme stratejisidir. Bu çalışmada, RSV aşısının ulusal programa girmesinden önce Türkiye’deki gebelerin RSV enfeksiyonu ve maternal RSV aşısına yönelik farkındalık, bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Ağustos–Eylül 2025 tarihleri arasında 227 gebe ile kesitsel bir anket çalışması yürütülmüştür. Otuz sorudan oluşan anket formu; sosyodemografik özellikler, RSV enfeksiyonu ve aşısına ilişkin far kındalık ile maternal aşılamaya yönelik tutumları değerlendirmiştir.
Bulgular: Katılımcıların yalnızca %24.7’si RSVpreF aşısını daha önce duy duğunu belirtmiş, %68.3’ü RSV’nin bulaş yolları hakkında bilgi sahibi ol madığını ifade etmiştir. Katılımcıların %29.1’i aşıyı yaptırmaya istekli ol duğunu belirtirken, %59.5’i kararsız, %11.5’i ise aşıyı reddetmiştir. Reddin en sık nedeni yetersiz bilgi (%43.5) olarak saptanmıştır. Çok değişkenli lo jistik regresyon analizinde, RSV aşısı hakkında önceden bilgi sahibi olma ve rutin dışı aşıları daha önce yaptırmış olma aşı kabulü için güçlü pozitif belirleyiciler olarak bulunurken, üçüncü trimesterde (altı-dokuz ay) olma aşı kabulünü negatif yönde etkilemiştir.
Sonuç: Türkiye’de gebelerin maternal RSV aşısına yönelik tutumlarını değerlendiren yayınlanmış veri bulunmamaktadır. RSVpreF aşısına yö nelik kabul oranı sınırlı olmakla birlikte, aşının ulusal aşı takvimine dahil edilmesi durumunda artabileceği öngörülmektedir. Aşı güvenliği ve bebekler için sağladığı koruyucu etki hakkında kanıta dayalı bilgilendirme, maternal güveni ve aşı kabulünü artırabilir. Farklı popülasyonları kapsa yan çok merkezli çalışmalar gereklidir.
Anahtar Kelimeler: Respiratuvar sinsityal virüs, gebelik, bebek, aşılama
Objective: Respiratory syncytial virus (RSV) remains a leading cause of lower respiratory tract infections in infants worldwide, with the greatest burden observed in low- and middle-income countries. Maternal vacci nation with the RSVpreF vaccine represents a new preventive strategy designed to protect infants through transplacental antibody transfer. This study aimed to evaluate the awareness, knowledge, and attitudes of pregnant women in Türkiye toward RSV infection and maternal RSV vaccination prior to its national introduction.
Material and Methods: A cross-sectional survey was conducted among 227 pregnant women at Ankara Bilkent City Hospital between August and September 2025. The 30-item questionnaire assessed sociodemographic data, awareness of RSV infection and vaccine, and attitudes toward maternal vaccination.
Results: Only 24.7% of the participants had previously heard of the RSVpreF vaccine, and 68.3% were unaware of RSV transmission routes. Overall, 29.1% expressed willingness to receive the vaccine, 59.5% were undecided, and 11.5% declined. The main reason for refusal was insuf ficient information (43.5%). In the multivariate logistic regression analy sis, three independent predictors were identified: Prior awareness of the RSV vaccine and previous administration of nonroutine vaccines were strong positive predictors of vaccine intention, while being in the third trimester (6–9 months) negatively predicted acceptance.
Conclusion: To date, no published studies have specifically investigated pregnant women’s attitudes toward maternal RSV vaccination in Türkiye. Our findings indicate that acceptance of the RSVpreF vaccine remains limited but could increase substantially if the vaccine were incorporated into the national immunization schedule. Providing clear, evidence-based information about vaccine safety and the protective benefits for infants may significantly enhance maternal confidence and willingness. Future multicenter studies across diverse populations are warranted to evaluate whether comprehensive education of mothers and families regarding RSV infection and vaccination can improve acceptance and ultimately reduce RSV-related morbidity in early infancy.
Keywords: Respiratory syncytial virüs, pregnancy, infant, vaccination
Sinüzit çocuklarda sık görülen bir hastalık olmakla birlikte, ciddi komp likasyonlara yol açabilmektedir. Özellikle orbital sellülit daha sık görülse de subdural ampiyem, nadir fakat hayatı tehdit eden bir komplikasyon dur. Bu çalışmada, pansinüzit sonucu orbital sellülit ve subdural ampi yem gelişen sekiz yaşında bir kız hasta sunulmuştur. Hasta başlangıçta menenjizm, halsizlik ve burun akıntısı ile başvurmuş, ilerleyen günlerde sağ gözde şişlik, baş ağrısı, uykuya meyil, kusma ve ateş şikayetleri ek lenmiştir. Başlangıçta menenjit tedavisi başlanmasına rağmen klinik kö tüleşmiş ve merkezimize yönlendirilmiştir. Görüntüleme yöntemleri sub dural ampiyem ve sinüziti doğrulamıştır. Antibiyotik tedavisine rağmen cerrahi drenaj gerekmiş, ardından altı haftalık antibiyotik tedavisi ile tam düzelme sağlanmıştır. Bu olgu, pansinüzit komplikasyonlarının ciddiye tini, erken tanı ve multidisipliner yaklaşımın önemini vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Orbital selülit, paranazal sinüs hastalıklar, subdural ampiyem
Sinusitis is a common condition in childhood that may lead to various serious complications. While orbital cellulitis is more frequently ob served, subdural empyema, though rare, represents a life-threatening condition. We report the case of an eight-year-old girl who developed orbital cellulitis and subdural empyema secondary to pansinusitis. The patient initially presented with meningismus, fatigue, and rhinorrhea, later progressing to right eye swelling, headache, drowsiness, vomit ing, and fever. Despite initial treatment for meningitis, her symptoms worsened, prompting referral to our center. Imaging studies confirmed pansinusitis complicated by subdural empyema. The patient required surgical drainage of both the empyema and the sinuses in addition to intravenous antibiotics. After six weeks of therapy, follow-up imaging demonstrated complete resolution, and she was discharged without se quelae. This case highlights the severity of complications of pansinusitis in children and underscores the importance of early recognition, timely imaging, and a multidisciplinary approach for optimal outcomes.
Keywords: Orbital cellulitis, paranasal sinus diseases, subdural empyemae
Prematüre doğum (<37 gebelik haftası), küresel olarak artış göster mekte olup önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre prematüre doğum oranı %10’un üzerinde olup Türkiye, orta riskli ülkeler arasında yer almaktadır. 2024 verilerine göre preterm bebek doğum oranı %13.4’tür. Preterm bebekler, immün sistemlerinin olgunlaşmamış olması, yetersiz maternal antikor transferi ve fizyolojik kırılganlıkları nedeniyle aşı ile önlenebilir enfeksiyonlara karşı yüksek risk altındadır. Preterm bebeklerde adaptif bağışıklık gelişimi gecikmiş olup antikor yanıtları term bebeklere göre daha düşüktür. Ancak erken dönemde uygulanan aşıların immün yanıtı uyararak çoğunlukla ko ruyucu düzeyde bağışıklık yanıt sağladığı da gösterilmiştir. Genel olarak aşılar, prematüre bebeklerde güvenli, immünojenik ve iyi tolere edilebilir niteliktedir. Ancak klinik instabilite, sağlık çalışanlarının aşı güvenliği ve etkinliğine yönelik endişeleri ile yan etki korkusu gibi faktörler ve stan dartlaştırılmış önerilerin eksikliği, klinik uygulamada önemli bir boşluk oluşturmaktadır. Bu durum, preterm bebeklerde aşılama gecikmeler ine yol açabilmektedir. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları ve Bağışıklama Derneği olarak önerilerimizin amacı, preterm bebeklerin aşılanmasına ilişkin mevcut bilimsel kanıtları değerlendirmek ve geliştirilen öneril er aracılığıyla aşılama konusunda nadir de olsa tereddütlerin yaşandığı bu bebeklerimizde aşılama oranlarını artırmak için meslektaşlarımızla görüşlerimizi paylaşmaktır.
Anahtar Kelimeler: Aşı güvenliği, aşılama takvimi, bağışıklama, prema türe bebek
Kapsam ve Hedef Kitle
Bu rapor, preterm bebeklerde aşılamanın zamanlaması, uygulanması ve izlemine ilişkin mevcut bilimsel kanıtlar ve güncel öneriler doğrultusun da klinik uygulamalara destek sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Preterm bebeklerin aşılanmasında klinik stabilite, doğum ağırlığı, kronolojik yaş ve özel risk durumları gibi değerlendirmelerin yanı sıra, farklı aşılar için gerekli özel uygulama yaklaşımlarını ele almaktadır. Raporun birincil hedef kitlesini, preterm bebeklerin izlemi ve aşılama süreçlerinden sorumlu sağlık personelleri oluşturmaktadır. Bu kapsamda hastanelerde görev yapan çocuk sağlığı ve hastalıkları hekimleri, çocuk enfeksiyon hastalıkları hekimleri, yenidoğan uzmanları, aile hekimleri ile hastanelerin bağışıklama birimlerinde görev yapan hekim ve hemşireler raporun hedef kullanıcıları arasında yer almaktadır.
Preterm birth (<37 weeks of gestation) is increasing globally and repre sents a major public health concern. According to data from the World Health Organization, the preterm birth rate exceeds 10%, with Türkiye classified among countries at moderate risk. According to 2024 data, the preterm birth rate in Türkiye is 13.4%. Preterm infants are at high risk of vaccine-preventable infections due to the immaturity of their immune systems, insufficient maternal antibody transfer, and physiological vul nerability. The development of adaptive immunity is delayed in preterm infants, and their antibody responses are lower than those of term in fants. However, vaccines administered early in life have also been shown to stimulate the immune response and generally induce protective levels of immunity. Overall, vaccines are safe, immunogenic, and well tolerated in preterm infants. However, factors such as clinical instability, concerns among healthcare professionals regarding vaccine safety and efficacy, fear of adverse effects, and the lack of standardized recommendations constitute an important gap in clinical practice. This may lead to delays in vaccination among preterm infants. As the Pediatric Infectious Diseases and Immunization Society, the aim of our recommendations is to evaluate the current scientific evidence regarding the vaccination of preterm in fants and to share our views with our colleagues, through the recommen dations developed, in order to increase vaccination rates among these infants, for whom vaccine hesitancy may occasionally occur.
Keywords: Immunization schedule, preterm infant, vaccination, vaccine safety
Scope and Target Audience
This report has been prepared to support clinical practice in accordance with the available scientific evidence and current recommendations regarding the timing, administration, and monitoring of vaccination in preterm infants. In addition to considerations such as clinical stability, birth weight, chronological age, and specific risk conditions in the vacci nation of preterm infants, it addresses specific administration approach es required for different vaccines. The primary target audience of this report comprises healthcare profes sionals responsible for the follow-up and vaccination of preterm infants. Accordingly, the intended users of the report include pediatricians, c in fectious disease specialists, neonatologists, family physicians, as well as physicians and nurses working in hospital immunization units.